Alimlere hürmet imandandır

18 Mayıs 2020 0

Bismillah dedikten sonra sizleri bu platformdaki ilk yazımda evvela 9 yıl öncesine götürüp, sonrasında ise bugüne getirmek istiyorum.

Yıl 2011, Mart ayındayız ve Arap Baharı denen sancılı süreç devam ediyor. O zaman Arapça öğrenme maceram henüz yeni başlamış; selam verebiliyor, insanlarla tanışıp hal hatır sorabiliyorum. Ama sadece bu kadar, fazlası yok. İşte bu tarihte, oraya da sıçramaz herhalde diyerek Arapça öğrenmek için Suriye’ye gittim. Arapçam sıfıra yakın olmasına rağmen, o vakitlerde Şeyh Mucîr el-Hatîb hocamın (Allah ondan razı olsun) İmam Mâlik’in (rahimehullah) Muvatta isimli hadis kitabını okuttuğu ve benim sadece bir iki kelimesini anlayabildiğim meclislerine katılıyorum. Sebep? Sufyân b. Uyeyne’nin şu sözü: “Salih zatların anıldığı yere rahmet iner”. Madem ki başta salihlerin en salihleri Allah Rasulü olmak üzere, İmam Mâlik vb. zatların isimleri anılıyor, öyleyse oradaki rahmetten feyizlenmeliydim…

Şanlı ilim ve kültür geleneğimizde alime gösterilen hürmet ve saygı en üst seviyedeydi. Yanında falanca alimin ismi anıldığında, uzandığı yerden doğrulan Ahmed b. Hanbel ve onun gibilerinin hürmetleri hiç eksik olmamıştır. Şimdi bakmayın, alimler koronaya karşı ilaç/aşı geliştiremedikleri için ne olduğu belirsiz bir kesim onlara düşmanlıklarını izhar ediyor. Bu ne olduğu belirsiz kesimde durum böyle de, bizim cenah dediğimiz, müslüman olduğunu söyleyenlerde bugün alimlere hürmet kalmış mı peki? İşte bu yazının sonunda bu soruyu herkes kendi nefsi adına cevaplandırabilir.

Sözün başında sizi evvela 9 yıl öncesine götürüp, sonrasında bugüne getirmek istediğimi söylemiştim. Şimdi hep beraber bugüne gelelim. Ayaklarımız yere bassın, alimlere hürmetin imandan olduğunu bilerek. “Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu?” (Zümer, 39/9) ayetini “sloganımız” yaparak. Müslüman olduğunu söyleyen kişiler olarak, bu ayet doğrultusunda alimlere hürmetin imandan olduğunu söyleyebiliriz. Zira Allah (azze ve celle) katında bilenle bilmeyen bir olmuyorsa, bu eşitsizliği bizler en azından onlara karşı hürmetimize yansıtmalıyız.

Peki alimlere karşı nasıl hürmetli davranacağız?

Günlük hayatımızda sıradan insanlar olarak alimlerle çok fazla bir araya gelemiyoruz. Onlarla iletişim şeklimiz genelde ya kitaplarını okumak şeklinde tek taraflı, yahut da iletişim vasıtaları üzerinden soru sormak şeklinde gerçekleşiyor. Herhalükarda, dediğimiz gibi onlarla aynı zaman ve mekanı paylaşma imkanından genelde mahrumuz. Dolayısıyla “alimlere hürmet” konusunu gündeme getirdiğimizde, bunun fiziki ortamda gösterilmesi gereken hürmetten daha genel bir durumu kapsıyor olması gerekir.

Huzurunda bulunmadığımız bir alime gösterebileceğimiz hürmet türünden birisi, onun hakkında olumlu konuşmak, onu rahmetle/hayırla anmak, yazdıklarına/söylediklerine hüsn-ü zan ile yaklaşmak, evvela bunları doğru bir şekilde anlamaya çalışmak şeklinde özetleyebiliriz. Bu hürmetten de öte, bir alime karşı herkesin vazifesidir de ayrıca.

Bu söylediklerimize örnek olması bakımından Katip Çelebi’nin bir alimin kitabı üzerine şerh yazacak birisinin dikkat etmesi gereken noktalara temas ettiği sözlerine yer vermek uygun olur. Şöyle diyor Katip Çelebi: “Muarız ve yazarı cerheden itirazcı bir şarih olmamak için metni iyi anlamaya ve gerektiği yerlerde de yazarı savunmaya çalışmalıdır. Uygun bir yorum imkanı bulunmayan herhangi bir ifade ile karşılaştığı zaman şarih, adalet ve insaf hudutlarını zorlamadan, karalamaya kalkmadan doğrudan yahut da dolaylı olarak ona dikkat çekmekle yetinmelidir. Çünkü insan, nisyan ile maluldür, kalem de zaten masum değildir. Geçmiş ulemayı yermekten teeddüb etmek uygun düşer. Eleştiri gerektiren bir durumu (ona şöyle cevap verildi), (ona şöyle itiraz edildi), (yanıldı), (öyle zannetti) gibi lafızlarla açıkça tayin etmeden beyan etmek münasib olur. Müteahhirundan fazilet sahibi alimler, mütekaddimunu açıkça red ve onlara itirazdan teeddüb etmişlerdir. Geçmiş ulema hakkında kötü düşünecek ve yanlış kanaatlere sahip olacaklara fırsat vermemek için anılan şekillerde münasib üsluplar geliştirmişlerdir.”

Dikkatinizi çekerim, bu sıradan bir vatandaşın alime karşı yapması gereken şeyler değil, alim bir zatın, başka bir alimin kitabına şerh yazarken uyması gereken kurallar/adablardır. Bir alim bile kendi denginde bir alimin kitabına şerh yazarken bu şekilde davranması gerekiyorsa, sıradan vatandaşlar olarak bizim bu konuda ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini siz düşünün…

İmam Nevevî’de hadis yazacak olanlara şu tavsiyelerde bulunur: “Hadis yazacak kişinin şunları yapması müstehaptır: Allah’ın adını yazdığında onun yanına (Azze ve Celle), (Teala), (Subhanehü ve Teala) vb. (yüceltici) kelimeler yazmak. Hz. Peygamber’in ismi yazıldığında kısaltmadan “sallallahu aleyhi ve sellem” yazmak da aynı şekilde müstehaptır. Sahabe ismi geçtiğinde “Allah ondan razı olsun” yazar. Tabiin yahut herhangi bir alimin ismi geçtiğinde de onlara rahmet okur, “Allah ona rahmet eylesin” der. Herhangi bir kitap okurken bu gibi dua cümleleri yazılı olmasa bile bunları söylemesi gerekir. Kim bu saydıklarımızı yapmazsa, o büyük bir hayırdan mahrum kalır!”

Bu gibi Allah hakkında yüceltici, diğerleri hakkında ise dua olan cümleleri gereksiz görmemek gerekir. Bu bir takım insanların dedikleri gibi haşa yağcılık falan da değildir. Böyle davranmak, yani salevat getirmek, hayır duada bulunmak bizim kalplerimizde alimlere olan sevgimizi artıran bir şeydir. Bu şekilde onların saygın kişiler olduğunu nefislerimize tekrar tekrar hatırlatmış oluyoruz. Saygın kişiler ise örnek alınmayı, kendilerine uyulmayı hakkederler. Böyle yaparak içimizde onlara ittiba etme sevgisinin tohumlarını ekmiş oluyoruz. Mevlânâ’ya nispet edilen bir söz var, bilirsiniz: “Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.” Bunu tersinden de işletebiliriz ve deriz ki “Kalp kıyı, dil denizdir. Denizde ne varsa kıyıya o vurur”. Yani dilimizi alıştırdığımız güzel sözler, bunların muhtevası, hakikatleri, zamanla kalbe yansır. Aynı şekilde dilimizi alimler hakkında kötü konuşmaya, onları “kötü niyet taşımaksızın” mizah malzemesi yapmaya, sürekli eleştirmeye alıştırırsak, bu bir adım sonrasında kalbimizde yer edinir ve onlardan istifade etme kapısını da kapatır.

O yüzden aman ha aman! Dil afetine kapılıp da, alimlerimize hürmetsizlik etme cüretinde bulunmayalım.

Halil Demirkan
Halil DemirkanDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ
error: Content is protected !!