Cemaatte bereket, bireycilikte felaket vardır

08 Ekim 2020 0

Herkesin dilindedir aslında şu gibi genel yargılar: “İslam toplumsal bir dindir”, “İslam toplum tarafından hep birlikte yaşanılsın diye gönderilmiştir”, “İslam’da ruhbanlık yoktur, dağa çıkıp tek başına yaşayıp evliyalık taslamak yoktur”. Ne var ki bu genel yargıların aksine, dünyevî menfaat olmaksızın bir araya gelen insan sayısı da ne hikmetse çok azdır…

Kimsenin pek umursamadığı sosyal mesafenin ve ev karantinasının tavsiye edildiği koronalı günlerde bireyciliği yermek, birlikteliği övmek ne kadar ses getirir bilemem ama ben şansımı deneyeyim: cemaatte bereket, bireycilikte felaket vardır!

Rabbimiz (Azze ve Celle) insanoğlunun zayıf yaratılmış olduğunu bizlere haber veriyor (Nisa, 4/28).[1] Zayıf olan insan kendisi gibi zayıf olan diğer insanlarla bir araya gelerek bu zayıflığı belirli ölçüye kadar giderebiliyor. Yalnızlık, teklik mutlak güç sahibi sahibi olan Allah’a mahsustur diye boşuna denmemiştir. “Yalnızlık” hususunda O’na (haşa) benzemeye çalışan ise şeytandır. Şeytan Hz. Adem’e secde etmekle emrolunduğunda, kendisinin biricik olduğu vehmine kapılıp emre muhalefet etmiş, benim benzerim yok demişti.

Dinimizde, medeniyetimizde ve kültürümüzde yalnızlık hep yerilmiştir. Mesela Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) yolculuğa çıkacak olanlar için belli başlı ölçüler koymuş, bu bağlamda tek başına yahut iki kişi olarak yolculuğa çıkılmaması gerektiğini belirtmiştir: “Tek yolcu şeytandır (şeytan gibidir). İki yolcu şeytandır. Üç (yolcu) ise cemaattir.” (Tirmizi; Ebu Davud). Tek yahut iki kişi olan yolcular şeytana uyma hususunda daha zayıf olacaklardır. Bunlara bir kişi daha eklendiğinde ise üç kişi birbirinin hayrına motor, şerrine ise fren olabileceklerdir.

Yalnızlığın yerilmesinin başka bir örneğini ilmî hayatta görüyoruz. Bugün çoğu kişinin övdüğü ve övündüğü “kendi kendinin öğretmeni olmak, kendi başına kitaplardan/kaynaklardan öğrenmek” anlamına gelen otodidaktiğin İslami ilimlerdeki karşılığı “sahafîliktir”. İlk dönemlerden itibaren, bir hocanın dizinin dibinde yetişmeden, ilmi tek başına sadece kitaplardan alan kişilere “sahafî” denmiştir ve ilim talebeleri bu gibi insanlara karşı uyarılmışlardır. İnanç, fikir yahut amel noktasında Allah ve Rasulünün çizdiği ve Allah’a götüren geniş caddelerden sapıp tek ve patika yollara düşen kimselere “bidat ehli” denmiş ve bunlara karşı da uyarılarda bulunulmuş. Görüldüğü üzere bidat, sahafî, şaz gibi kavramlar hep teklikle, cemaatten ayrılmakla yakından alakalı kavramlardır. Kültürümüz de tek kalmaya sıcak bakmaz. “Sürüden ayrılanı kurtlar kapar” da boş ve hikmetsiz bir söz değildir…

Buna mukabil birliktelik, cemaatle olmak ise genel anlamda hep övülmüştür. Bunun tezahürünü hem dini metinlerde hem kültürel birikimizde görmek mümkündür. “Bir elin nesi, iki elin sesi var.” gibi sözleri çocuklar dahi biliyor. Allah Rasulünün şu sözünü de bilmeyen yoktur: “Allah’ın (yardım) eli cemaatin üzerindedir.” (Tirmizi) Cemaatte, birlikte hayır üzere iş yapmakta gerçekten bereket vardır. Sürüden ayrılanı ise kurtlar kapar. Hem ahlâkî hem ilmi hem manevi anlamda bu böyledir. Şeytan Müslümanların birbirinden uzaklaşmasını ister. Böylece tek kalan kişiye şeytan daha kolay yaklaşabilecektir.

Kişi tek kalmayıp, hayırlı bir çevre ile kuşatıldığında ise ahlâki olarak bundan olumlu yönde etkilenecektir. Tek başına kaldığında işlemeye cüret edebileceği günahları hayırlı bir çevrede işlemeye cesaret edemeyecektir. Tek başına malayaniye dalıp boş bir ömür tüketebilecek durumdayken, yine hayırlı bir çevre içerisinde buna pek fırsat olmayacaktır.

Hayırlı bir çevre kişinin manevi hayatı üzerinde de etkilidir. Hanzala’nın (radiyallahu anh) acaba münafık mı oldum diye endişelenmesine vesile olan durumu hatırlayalım. Bu korkuyla Efendimizin yanına gitmiş ve ona şöyle demişti “senin yanındayken sanki cennet ve cehennemi bizzat görüyormuş gibi (maneviyatımız çok yüksek) oluyoruz. Eve gidip çoluk çocuğa karıştığımızda ise bu hallerden çoğu kayboluyor, çoğu şeyi unutuyoruz” (Müslim). Hem bu hadisten, hem kendi hayat tecrübelerimizden de anlayabileceğimiz üzere, kişi hayırlı insanlarla bir arada bulunduğunda bu onun maneviyatını da olumlu yönden etkiliyor. Böyle bir ortamda bulunan kişi ister istemez bundan etkilenip kendisini düzeltecektir. O manevi ortamından bereketinden istifade edecektir.

Birliktelikler ilmi anlamda da hayır getirir. Sözgelimi kişi tek başına çıktığı ilmi yolculukta yanlış, batıl düşüncelere sapabilir. Ancak birlikte yol alan kişiler müzakere ortamlarında birbirlerinin fikirlerini, bakış açılarını öğrenip, gerektiği yerde birbirlerini uyarma imkanına sahip olurlar. Yani bir ilmi grup sayesinde yanlış fikirlere sapma olasılığımız daha düşüktür. Hatalı düşüncelerimizde, inançlarımızda arkadaşlarımız bu yanlış fikirlere ışık tutup bizleri uyaracaktır.

Buraya kadar faydalarını anlatmaya çalıştığım birlikteliğin gerçekten fayda sağlayabilmesi için birlikte olacağımız insanları iyi seçmemiz son derece önemli. Bu yüzden yazıyı Allah Rasulünün şu hadisiyle bitirmek yerinde olacaktır: “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Bu yüzden hepiniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin” (Tirmizi).


[1] وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفًا

Halil Demirkan
Halil DemirkanDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ
error: Content is protected !!