Dertlerimizi İslamlaştırmak yahut seküler dertlerimiz mi var?

10 Temmuz 2020 0

Ezan sesinin duyulmadığı, merkezi yerler haricinde sokakta İslam’ı hatırlatacak unsurların az olduğu, kişinin komşususun da genelde kafir olduğu Hollanda gibi ülkelerde “sekülarizm” olgusuna daha da bir eğilmek, bu beladan kurtulmak için çareler aramak gerekmektedir.

Kavram olarak “sekülarizm” her ne kadar farklı şekillerde tanımlansa da biz onu “dini inançlar, ibadetler ve cemaat duygusunun toplumun ahlaki hayatından uzaklaştırılması” şeklinde açıklayabiliriz. Yani sekülarizmde dini kuralların yerini din dışı değerler alır ve artık  kişinin/toplumun inancını, yaşam tarzını bu din dışı “değerler” oluşturur. Sözgelimi müslümanlar olarak iktisadi hayat noktasındaki kurallarımızdan birisi faiz alıp vermeme kuralıdır. Bu kuralı terkedip, “konjonktür” gibi muğlak bir şeyden dolayı artık faiz alıp vermek bizim hem zihinlerimizde hem de pratiklerimizde artık normal hale gelmişse, bu sekülarizmde epey bir yol katettiğimizi gösterir.

Sekülarizm sadece davranışlarımızı etkilemez, ondan önce zihin dünyamızı etkiler. Müslüman kişide bulunması gereken “ahiret odaklı” bakış açısı kaybolur. Artık her şey şimdiden ve buradan, yani bu dünyadan ibarettir. Dertlerimiz ahiret derdi olmaktan çıkar, salt dünyevi dertlere dönüşür. “Şu okul bitse de, ümmete faydam dokunsa” derdi gider ve yerine “şu okul bitse de iyi para kazanmaya başlasam” derdi gelir. Yani dertlerimiz dahi bu sekülarizmden etkilener ve sekülerleşir. Sekülerleşir diyorum ama, çoğumuzun dertlerinin çoktan sekülerleştiğini sağır sultan bile duymuştur.

İşte böylesi bir şeyden Hollanda’da yaşayan müslüman toplumun etkilenmesi çok daha kolaydır. Zira yazımın başında da dediğim gibi Hollanda’da ne ezan sesi işitilir, ne de merkezi yerler dışında kişiye Allah’ı (Azze ve Celle) ve ahireti hatırlatacak insana rastlanır. Böyle bir ülkede kişinin dertlerinin de sekülerleşmesi diğer yerlere nispetle çok daha kolaydır.

Bu noktada  dertlerimizi de İslamlaştıracak olan örneklere ihityaç duyuyoruz. Allah’ın kendilerinden razı olduğu topluluğun örnekliğine başvurmak bu hususta bizim için ufuk açıcı örnekler sunacaktır. Sahabeden bahsediyorum elbette.

Bir gün sahabe topluluğu Allah Rasulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gelir ve fakir oldukları için zenginlerin mallarını infak ederek elde ettikleri faziletlere ulaşamamaktan yakınırlar (Müslim). Devamı konumuz açısından bizi ilgilendirmeyen hadiste Efendimiz onlara bazı tesbihat yapmalarını, o şekilde tasadduk sevabına erişebileceklerini ve daha bir çok şeyde de sadaka sevabı olduğunu söylemiştir.

Diğer bir hadiste Muaz b. Cebel’in (r.a.) Allah Rasulüne kendisini cennete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak amelleri sorduğunu görüyoruz (Tirmizi).

Son örneğimize bakalım bir de: Ebû Ümâme’nin anlattığına göre, Allah Rasulü öyle güzel ve öyle çok dua ederdi ki insanlar bu kıymetli duaların hepsini ezberlemekte zorlanırlardı. Hallerini ona arz ettiklerinde Allah Rasulü onlara ve dolayısıyla ümmetine kendi yaptığı duaların tamamını içeren bir dua öğretmiştir (Tirmizi).

Bütün bu örneklerin tek bir ortak noktası var ki o da sahabe-i kiram efendilerimizin dertleri ahiret derdiydi. Onlar ahiret derdiyle kalkar, onunla yatarlardı. Ahiretimi nasıl kurtarabilirim, nasıl daha iyi bir müslüman olabilirim, hayırda kardeşlerimle nasıl yarışabilirim gibi dertler onların gündemini belirliyordu. Ne diyelim, Rabbim bize de onların derdiyle dertlenmeyi nasip etsin!

Halil Demirkan
Halil DemirkanDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ
error: Content is protected !!