Nefsimizi temize çıkarmayalım

11 Ağustos 2020 0

İnsanoğlu varlık göstermesinden itibaren dünyada şiddet hiç eksik olmamıştır.

Daha ilk insan Hz. Adem’in oğlu Kabil’in Habil’i öldürmesi. Sonra Hz. İbrahim’in ateşte yakılarak öldürülme çabaları. İsrailoğulları’nın erkek çocuklarının öldürülüp kız çocuklarının sağ bırakılması. Yine Kur’an’da geçen Ashabu’l-Uhdud kıssası vs.

Son olarak bir de siyerden örnek sunmak adına şu olaya bir bakalım: Sahabeyi kiramdan Ebu Mes’ud el-Bedri bir gün elindeki kırbacıyla kölesini hiddetle dövdüğünden bahsediyor. Bu sırada kim olduğunu sonradan öğrenecek olduğu biri arkasından “Bilmiş ol ey Ebu Mes’ud” diye seslenmiş, ancak o çok sinirli olduğu için sesi farkedemeyip kölesini dövmeye devam etmiş. O kişi aynı sözü tekrarlayıp bu sefer yanına yaklaşmış ve bu zatın Hz. Peygamber olduğunu anlamış ve elindeki kırbacı hemen yere bırakıvermiş.

(Hadisin bundan sonraki kısmı konumuz açısından önemli olmadığı için almadım. Merak edenler bkz: Müslim, Eymân, 34.)

Bu veriler bizim için çok önemli ve çok manalar ifade ediyor olmalı. Bilhassa ilk ve son örnekler.

1. Hz. Adem yaratılmış, eşi, çocukları var. Dünyada başka kimse yok, en azından geleneksel olarak böyle inanıyoruz bizler. Biz şuna kesinlikle inanıyoruz ki, Hz. Adem çocuklarını iyi bir terbiyeden geçirmiştir, onlara Allah inancını, Allah korkusunu aşılamıştır. Buna ilaveten şunu da göz önünde bulunduralım:

Kabil’in kardeşini öldürecek kadar canileşmiş olması, onun fıtratının bozulmuş olmasından kaynaklanmıyor. Zira o dönemde fıtratının bozulabilmesi için gerekli olan dış etkenler mevcut değildi. Ortada kendi ailesi dışında kimse yok, cinayet işlemeye teşvik eden psikopat videolar yok vs.

Dolayısıyla Kabil bunu kendi nefsine ve şeytana esir düşmekten dolayı yaptı. Aynı ifadeyi tazim açısından babası Hz. Adem için kullanamayacak olsak da, onun da (aleyhisselam) cennetten kovulma nedenini, yani Allah’ın yasağına karşı gelmesi durumunu hatırlayacak olursak, insanoğlunun asıl düşmanının kendi nefsi ve şeytanı olduğu sonucunu bu örneklerden mutlaka çıkarmalıyız.

2. Ebu Mes’ud’un kölesini hiddetli bir şekilde dövmesini daha yakından inceleyelim. Allah’ın kendilerinden razı olduğu bir nesilden, yani sahabeden bahsediyoruz. Hz. Muhammed gibi mükemmel ahlaka sahip bir insanın terbiyesinden, eğitiminden geçen, onun feyzinden istifade etmiş olan bir nesilden bahsediyoruz. Ama ona rağmen bakıyoruz ki Ebu Mes’ud kendinden geçebilecek kadar bir köleyi dövebiliyor. Sahabiden bahsediyoruz, unutmayalım!

Bugüne geldiğimizde ise kadın cinayetleri, Esed gibi zalimlerin cürümleri, çocuk istismarı gibi hususlar karşısında çok da fazla şaşırmamak gerekir.

Burada yukarıdaki hadisin devamını zikretmesem olmaz. Sahabe nesli ile bugünkü nesil arasındaki yegane fark şu ki, sahabiler bir günahta ısrar etmiyorlardı, onlara Allah ve ahiret hatırlatıldığında anlık olarak nefislerini uymanın verdiği pişmanlığı azık yaparak o günahtan ömür boyu vazgeçebiliyordu.

Hikayemizin kahramanı Ebu Mes’ud da o yaptığından çok pişman olmuş, o kölesini azad etmiş ve bir daha asla bir köleyi dövmemek üzere yemin etmiştir…

Kıssalardan hisse:
– Nefis terbiyesi ve şeytanla mücadele hiç tahmin edemeyeceğimiz kadar elzem.
– Kimse ben yapmam, şu günahı işlemem falan deyip kendi nefsine güvenmesin.
-Şiddet yahut kötülük ilk gün de vardı, son günlere değin de olacak. çalışmalarımızı buna göre gerçekçi bir zeminde tasarlayıp yürütmeliyiz.

Takip ettiğimiz yöntem ve niyetimizden eminsek, yaptığımız çalışmalar neticesinde kötülükler ortadan kalkmıyorsa bile buna aldırış etmemeli, yola, çalışmaya, ahirete odaklanmalıyız.

Halil Demirkan
Halil DemirkanDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ
error: Content is protected !!