Saadet asrını anlama denemesi

13 Kasım 2020 0

İnsan yaratılışı gereği, örneklik ve önderliğe ihtiyaç duyar. Hatta tarihin kaydettiği çok büyük lider ve önderlerin de mutlaka bir örnekleri, yol gösterenleri vardır. Doğumundan itibaren bir örnekliğe göre kendine şekil veren insan evladı, ne kadar büyürse büyüsün, öğrenmekten ve örnek almaktan asla müstağni olamaz. Ancak nefsine tapınan egoistler müstesnadır belki.

Fıtrat dini İslam, insanın ruhunun ve bedeninin oluşturduğu topyekun benliğinin, ihtiyaç ve meyillerine, hatta refleks ve hislerine göre bir din ve hayat düzenidir.

“Asr-ı Saadet” terkibiyle benimsediğimiz, örneklik ve önderlik asrı, bu dinin bir ütopya ya da hayaller dünyası kurgulamadığının, bizzat hayatın içinde ve insanlar için bir din olduğunun en güzel delillerinden birisidir.

Bu güzel gerçeklikten kıvamında faydalanmak, asla göz ardı etmemek, nimet bilmek, dünya ve ahiret saadetini elde etmenin yolunu bulmak için izlerinden yürümek, her akıl ve izan sahibi için en güzel tercih olur.

Sahabeyi tanımak ve sevmek bizim için, bu dine ve hayat düzenine imanımızın en doğal sonucudur. Kelimeyi Tevhid ile ikrar ettiğimiz risalet sahibi Muhammed(sas)’in dostlarını, yol arkadaşlarını, cefakar ve vefakar ilk nesli; hem dinimiz için hem gönlümüz için şifa kaynağı bilmek, örnek almak, ifrat ya da tefrite kapılmadan o kervana katılmak, bizim için hayatın en değerli varlığı, en vazgeçilmez değeri olarak sinemizde durur.

Sahabenin tamamı belki yiğit birer savaşçı değillerdi, ama gerektiği yerde sonuna kadar yetecek bir yüreğe ve yeterli yiğide sahip bir topluluktular; bu yüzden onların tamamı bize kahraman gelir, tamamına hayranlık duyarız. Hayallerimizin kahramanları onlardır.

Sahabenin tamamı ne zengin ne de tamamı fakirdi ama gerektiği yerde dünyanın bütün servetinden vazgeçebilecek zühde sahip olanlar olduğu gibi, en ağır şartlarda gıkını çıkarmadan hayata devam edecek kadar büyük tevekkül sahibi olanları da çoktu; bu yüzden bize dünyanın en büyük iman ve tevekkül sahibi topluluğu gibi gelirler ve el hak öyledirler.

Sahabenin tamamı çok büyük alimler değillerdi ama gerektiği yerde gerektiği kadar bilgiye sahip olan bir topluluktular; bu yüzden bize hepsi alemin ilmini yutmuş alimlerden daha büyük ilim sahipleri gibi gelirler ve el hak öyledir; onların bildiği hakikat bizim öğrendiğimiz lafı guzaftan pek büyüktür.

Sahabe bir hayal değil; hayat sürmüş, acı çekmiş, sevinçler yaşamış, gülmüş, ölmüş bir nesildi. İnsandı onlar; hayattan tat almayı en az bizim kadar bilir ve isterlerdi, ama sınırlarını Allah(cc)’in koyduğu nizama göre ayarlamak onların şiarı idi. Onların da canı yanardı ama söz konusu Allah(cc) ve Rasulü(sas) olduğunda canlarını hiçe sayabilirlerdi.

Açlık onlar için de zordu, çıplak ayakla sıcak kumlarda yürümek eğlenceli değildi. Medine’nin soğuk sabahlarında sarınacak bir giysi bulamadan evden çıkmak, onları da üşütürdü.

Onların bizden en büyük farkları; inandıkları hakikatlere gerçekten inanmış olmaları idi, söylediklerinin doğru olması, ahitlerine sadık olmalarıydı. Sevdik dedikleri Rasulullah(sas) için başlarını feda etmekten çekinmeyecek kadar sevdalarında samimi idiler.

Dillerinin ucuyla iman etmediler bütün hücreleriyle kavradılar bu dini, ellerinin ucuyla vermediler bütün varlıklarını tek seferde ortaya dökecek kadar feda ettiler her şeylerini, oklarının ucuyla savaşmadılar bütün yüreklerini koydular savaş meydanlarına.

Muhammed(sas), Hamza(r.a.)’in boş evinin kapısından bakıp, “ardından ağlayanı bile yok” derken bütün samimiyet ve yüreğiyle oradaydı. O’nun gözyaşlarını görüp, “anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasulü” diyen sahabe, gerçekten anne ve babalarını O’nun uğrunda feda etmekten zerre perva etmeden tarihe yazıldılar!

Düzgün adamlardılar, düzgün bir hayat yaşadılar. Düşmanlıkları da açık ve netti, dostlukları da. Hesaplarını dünyaya ve insanlara göre değil ahirete ve cennete göre yaptılar. Görseydik deli diyeceğimiz kadar Müslümanlardı, bizi görmelerini pek istemeyeceğimiz insanlardılar.

Geldiler, gönderildiler, dünyaya bir “Asr-ı Saadet” mührü vurup geçip gittiler. Yüzleri hep saadetle gülümsemedi belki ama kıyamete kadar anıldıkça yüzleri ağartan ve güldüren bir hatıra bıraktılar.

Allah(cc) onlardan razı olsun, bizi onların yolunun yolcusu kılsın, izlerinden ayırmasın…

Muhammed Hanifi
Muhammed HanifiDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ
error: Content is protected !!