Urfalının mezar ziyaretiyle ahde vefa

24 Ekim 2020 0

Ölüm, inkarı mümkün olmayan gerçegin ta kendisi, cesaret ise ölüme davetiyenin ilk basamağıdır. Ölüm zorunlu ve kaçınılmaz bir son, cesaret ise çoğunun yaklaşamayacağı, dünya da taklit edilemeyen tek olgudur. Ölüm denince insanın aklına ilk gelen kabristan olsa gerek; cesaret denince de korku ve tehlike.

***

Şimdi bu yazımızda bu iki olguyu beraberce mukayese yaparak; biraz espirik, biraz da tajedik ve ibrettlik uslupla ele alalım diyorum.

Şöyle ki:

Bir Urfalı’nın mezar ziyaretiyle ölümle yüzleşip, kabristanı ziyaret ederken; sonrasında ise her insanın cesaret edemeyeceği, bile bile ölüme yolculuğa yol alıp,“ahde vefa” kıssasına göz atarak; dehşetli, bir o kadar da ibretli sözlere tanıklık edeceğiz.

Bir zamanlar Urfalı’nın biri mezarında yatan babasını ziyaret eder

“Babo nasısan, eyimisen? Gene Fatiha’yı gaptın, keyfin yerinde. Oraları bilmem amma buraları bura olmaktan çıhmış gayri. Mezarıydan galksan, gafayı yersen. Öldüğüye sevinirsen. Sıra geceleri bitti artık. Şindi Bitlis’te beş minare de yok. Hasan Galası’nda caketim de galmamış. Hem Urfa dağlarında ceylanlar da gezmiy. Herkes: Şak-şuka, şaka da-şuka söylüy.
  

Ne mırranın, ne de gayfenin dadı galdı, gayfenin neslisi çıkmış, südü de içinde. Gaçak çay da hepden gaçak olmuş, sallama içiyler.

Ahhh şu gavur icadı televizyon yok mu?

Tam üç tene eve aldım, gene de acans dinliyemiyem. Gumasının yüzünden gocasından ayrılan böyük gız, yemek programı bakmazsa göremiymiş. Öbür oğlan Muro ya da Çukur. Hele o güççüğü yok mu? Sen görmedin. Saçını hep Amerikan kesdiren, gözü gulağı oynuy namıssızın. Servivor dey, başka bişey demiy. Turizm dersine eyi geliymiş. Valla yalan, mahsadı çıbıldak garılara bahmak.

Torunun Şehmuzla iftihar etmelisen, aletirik mehendisi çıktı. İş bulamadı, galdırım mehendisiyem diy. Galdırım da yok ya, çamırlarda debeleniy, duruy.
  

Babo, bi de telefon çıkmış, minnacık. Şalvarın cebine on tene sığar şerefsizim. Tele-fon amma teli, meli yok. Eyi bişey de çok yalan söylüy. Ben Silo’yu tarlada görüyem, aradığın gişiye ulaşılmıy diy. Ancaaa foturaf bilem çekiy vallaha.
  

Bu cümma rühuya hatim indirecektik; Mevlüt Hoca nazlanıy, boğazı ağrıymış. Yoh gendini üç aylara hazırlıymış. Eve iki tene CD göndermiş, bunuyla gırk hatim iner demiş.

Eh sen de bunuyla idare edersiy. Dünya işleri bitmiy. Şindi bana müsade. Aşağı kepir tarlaya gidiyim. Goluf oynuyacağım da”

Ve ahde vefa

Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki, “Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin  Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek, Söyledikleri doğru mu?” diye sorar.Suçlanan genç der ki, Evet doğru

Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar, Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı, atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret” dedi. 

Hz Ömer, Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin. dedi.

Bu sözden sonra delikanlı söz alarak, Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı, “Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah (c.c) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum” der.

Hz. Ömer der ki, Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?”

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki, Bu zat benim yerime kalır”. O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As’ dan başkası değildir.

Hz. Ömer Amr’a dönerek, Ey Amr, delikanlıyı duydun” der. O yüce sahabe,Evet, ben kefilim” der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit artık dolmak üzeredir ama gençten bir haber yoktur. Medine’nin ileri gelenleri Hz. Ömer’e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As’a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler.

Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir ve der ki,Bu kefil babam olsa fark etmez, cezayı infaz ederim 

Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki, Ben de sözümün arkasındayım.”

Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.

Hz. Ömer gence dönerek der ki, Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?”

Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insanı için pek de önemli olmayan) “AHDE VEFASIZLIK ETTİ” demesinler diye geldim”  der.

Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As’a der ki, Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?”

Amr Ibni As (Allah kendisinden ebediyyen razı olsun)vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir,Bu kadar insanın içerisinden beni seçti. İNSANLIK ÖLDÜ dedirtmemek için kabul ettim” der.

Sıra gençlere gelir. İnadından vazgeçmeyen gençler derler ki, Biz bu davadan vazgeçiyoruz”

Bu sözün üzerine Hz Ömer,Biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz. Ne oldu da vazgeçiyorsunuz” der.

Gençlerin cevabı da dehşetlidir, “MERHAMETLİ İNSAN KALMADI demesinler diye”

İşte böyle: Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklıksa ölüme götürür. Hiç bir şeye cesaret edemeyen, hiç bir şeye ümit besleyemez.

Vesselam…

BENZER KONULAR
YORUM YAZ
error: Content is protected !!