Tıkandı baba, tıkandı!

17 Haziran 2020 0

Sultan Mahmud kılık kıyafetini değiştirip halkı dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvahaneye girmiş oturmuş. Herkes birşeyler istiyor, “Tıkandı baba çay getir, Tıkandı baba oralet getir…” v.b

Bu durum Sultan Mahmud’un dikkatini çekmiş, “Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?”

“Uzun mesele evlat” demiş Tıkandı Baba.  

“Anlat baba anlat” deyip çekmiş sandalyeyi Sultan Mahmud.

Tıkandı Baba’da, “Peki” deyip başlamış anlatmaya…

“Bir gece rüyamda çok sayıda insanlar gördüm. Herbirinin bir çeşmesi vardı ve bütün çeşmeler oluk-oluk akıyordu. Benimki de akıyordu ancak her nedense diğerlerine göre az akıyordu. Benimki de onların ki kadar aksın diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden, onların ki kadar akmasa da olur, yeterki eskisi kadar aksın dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.

Ben yine açmak için uğraşırken bir melek göründü ve “Tıkandı baba tıkandı. Uğraşma artık” dedi.

O gün bu gündür adım ‘Tıkandı Baba’ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.”

Tıkandı Baba’nın anlattıkları Sultan Mahmud’un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkarak adamlarına, “Her gün bu adama bir tepsi  baklava getireceksiniz. Her dilimin altına bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş.

Sultan Mahmud’un adamları, “Peki” deyip ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirip Tıkandı Baba’ya vermişler. Tıkandı Baba baklavayı almış bakmış nefis, “Uzun zamandır tatlı da yememiştik, şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirerek tutmuş evin yolunu. Sonra nedense yolda giderken, “Ben en iyisi bu baklavayı satıp evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya, “Taze baklava, nefis baklava !..”

Bu sırada yoldan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı, beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim almış, yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış. Diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba, “yine gelir mi?” diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultan’ın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklava getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiç bir şey olmamış gibi, “Baba baklava güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş. Tıkandı Baba’da, “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi’de her akşam Tıkandı Baba’dan baklavaları satın almış.

Aradan bir ay geçince Sultan Mahmud, “Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım” deyip ziyaretine gitmiş.

Bu sefer Padişah kıyafetleriyle içeri girmiş. Girmiş girmesine ama bir de ne görsün. Bizim Tıkandı Baba eskisi gibi darmadağın.

Sultan, “Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş.

“Geldi Sultanım” demiş Tıkandı baba.

“Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?”

“Efendim satıp evin evin ihtiyaçlarını karşıladım, duacınızım”

Sultan şöyle bir tebessüm edip, “Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı. Hadi benle gel” deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş,

“Baba şuradan küreği al ve hazinenin içerisine daldır” demiş.

Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içerisine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek.

Sultan demiş, “Baba senin burada da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle git onlar sana ne yapacağını anlatırlar” demiş ve askerlerden birini çağırmış, “Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün. Bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesefa arasını ona verin” demiş.

Padişah’ın askerleri, “Peki” deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler. “Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım” demişler.

Baba, “Niçin” demiş.

Askerler, “Hele sen bir beğen bakalım” demişler.

Baba; şu yamuk, şu kirli, bu küçük derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline,

“Ne olacak şimdi?” demiş.

Askerler, “Baba sen bu taşı atacaksın. Ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını Padişah’ımız sana bağışladı” demişler.

Tıkandı Baba taşı almış, tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş ve oracıkta ölmüş.

Askerler bu durumu Padişah’a haber vermişler.

İşte o zaman Sultan Mahmud o meşhur sözünü söylemiş.

“ VERMEYİNCE MA’BUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUD”.

Demek ki yerlerin ve göklerin gerçek sahibi Yüce Allah c.c) vermeyince insanoğlunun elinden bir şey gelmiyormuş. Hatta bu bir sultan, padişah dahi olsa. Yukardaki anlatılan Sultan Mahmud’un o meşhur sözünden anladığımız bu.

Peki Mabud’un mazharına kavuşmak için ne yapmak lazım?

Buna da en güzel cevabı H.z Mevlana’nın mesnevisi veriyor… DUA,  Dua edenin, “Rabbim” demesi Allah’ın, “Efendim” demesinin ta kendisidir.

Birisi her gece Allah’ı anıyor, O’na dua ediyordu. Bir gün şeytan ona dedi ki, “Ey Allah’ı çokça anan kişi!. Bütün gece Allah deyip çağırmana karşılık seni buyur eden var mı? Sana bir tek cevap bile gelmiyor, daha ne zamana kadar dua edeceksin?  

Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu ve uyudu. Rüyasında ona şöyle denildi, “Kendine gel uyan! Neden duayı zikri bıraktın? Neden usandın?  Adam, “Buyur…” diye bir cevap gelmiyor ki, kapıdan kovulmaktan korkuyorum” dedi.

Bunun üzerine dendi ki ona, “Senin Allah demen, O’nun buyur demesi sayesindedir. Senin yalvarışın, Allah’ın senin ruhuna haber uçurmasındandır. Senin çabaların, çareler araman, Allah’ın seni kendine yaklaştırması ayaklarındaki bağları çözmesindendir. Senin korkun, sevgin umudun ve duan Allah’ın kemendidir. Senin Ya Rab’bi demenin altında Allah’ın, “Buyur” demesi vardır. Gafilin, cahilin canı, bu duadan uzaktır. Çünkü Ya Rab’bi demesine izin verilmemiştir onun. Ağzında ve dilinde kilit vardır. Zarara uğradığı zaman, ağlayıp sızlamasın diye Allah ona; dert, ağrı, sızı, gam ve keder vermedi. Bununla anla ki, “Allah’a dua etmeni, O’nu çağırmanı sağlayan dert, dünya saltanatından daha iyidir.”

Buradan da anlıyoruz ki; kavuşmak için dua etmeliyiz. Ancak; pes etmeden, usanmadan, yılmadan, yıkılmadan, ümitsizliğe kapılmadan, dert ve tasalardan şikayet etmeden.

Zira dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua ise gönülden kopar.

Vesselam,

BENZER KONULAR
YORUM YAZ
error: Content is protected !!